banner72

Laz Kültür Derneği Anadil Gününü panelle kutladı

Laz Kültür Derneği 21 Şubat Uluslararası Anadil Gününü akademisyenlerin katıldığı panelle kutladı.

Laz Kültür Derneği  Anadil Gününü panelle kutladı

Prof. Sumru Özsoy: Dünya dillerinin yarısı yüz yıl içinde yok olacak

 

Laz Kültür Derneği 21 Şubat Uluslararası Anadil Gününü akademisyenlerin katıldığı panelle kutladı. Dünya Anadil Günü dolayısıyla düzenlenen panele konuşmacı olarak Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sumru Özsoy, Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ersin Erkan, Kuzey Kafkasya dilleriyle ilgili çalışmalar yapan Murat Papşu ile Lazca ve Laz kültürü üzerine araştırmalar yapan İsmail Bucaklişi katıldı. Taksim Hill Otelde yapılan ve oturum başkanlığını Dernek Başkanı Memedali Barış Beşli’nin yaptığı panelin açılışı tulum eşliğinde yol havasıyla yapıldı.   

 

Panelin açılış konuşmasını Lazca ve Türkçe olarak iki dilde yapan Başkan Memedali Barış Beşli, UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü) tarafından 1999 yılında alınan bir kararla 21 Şubat’ın Uluslararası Anadil Günü olarak ilan edildiğini ve örgütün geçen yıl Türkiye’de yok olma tehlikesi altında olan diller konusundaki çalışmasının büyük yankı uyandırdığını söyledi. Beşli, ‘Laz Kültür Derneği, anadil gününü geçen yıl sadece Lazca konuşarak kutlamıştı. Bu yıl biraz daha fazlaca bir katkımız olsun diyerek Türkiye’deki anadillerin durumunu Kafkasya özelinde konuşmak için bu alanda çalışmalar yürüten akademisyen dostlarımızdan yardım istedik ve bu paneli düzenledik’ dedi.

 

İlk kez bu kadar Laz görüyorum

Panelin ilk konuşmacısı Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ersin Erkan dil haklarının uluslararası sözleşmelerde nasıl güvence altına alındığını anlattı. Yrd. Doç. Dr. Ersin Erkan söze; ‘Biraz heyecanlıyım, çünkü ilk kez bu kadar Laz görüyorum’ şeklinde başlayınca salondakileri güldürdü. Tüm uluslararası sözleşmelerin temel ruhu ve özünde ifade, örgütlenme, kimliğini koruma, ifade etme ve geliştirme özgürlüğünün yer aldığını söyleyen Erkan, dil ve dile dayalı hakların da bunun merkezinde yer aldığını belirtti. Dil haklarının kamusal alanda çeşitli durumlarda kendini gösterdiğini ifade eden Erkan, bir kültürün yaşatılmasıyla eğitim alanında kullanılması arasında çok büyük paralellik olduğunu söylerken, ‘Bir dil eğitimde kullanılmadığı ya da eğitimde anadil kullanılmasına imkan verilmediği zaman bir kültürün yaşaması aslında engellenmiş demektir.’ dedi.

 

İstanbul’da iki Laz köyü: Alemdağ ve Reşadiye

Panelde daha sonra söz alan Laz dili ve kültürü üzerine yaptığı araştırmalar ve kitaplarla tanınan İsmail Bucaklişi, Lazca’nın dilsel özelliklerini ve durumunu anlatırken Lazca’nın birçok kimsenin bildiğinin aksine Türkçe’nin Trabzon diyalekti ya da şivesi olmadığını söyledi. Lazca’nın Güney Kafkas dil ailesine mensup olduğunu ifade eden Bucaklişi, ailenin diğer üyelerini Megrelce, Svanca ve Gürcüce olarak sıraladı. Lazca’nın Türkiye’nin kuzeydoğusunda yerleşik olarak konuşulduğunu söyleyen Bucaklişi ilçeleri ‘Rize’nin Pazar ilçesi, Çamlıhemşin’in bir bölümü, Ardeşen, Fındıklı; Artvin’in Arhavi, Hopa ve arka tarafta Borçka ilçeleri’ şeklinde saydı. Bunların dışında 93 harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı nedeniyle özellikle Hopa bölgesinden göçen azımsanmayacak kadar çok sayıda Laz’ın Sapanca, Akçakoca, Düzce, Yalova, Bursa, Balıkesir, Gölcük ve İzmit bölgesine yerleştiğini söyleyen Bucaklişi, İstanbul’da bile iki Laz köyü bulunduğunu, bunların da Alemdağ ve Reşadiye köyleri olduğunu ekledi.

 

 

Köylerde kediler aç kaldı

Lazcanın birçok bölgede hala konuşulduğunu ancak durumun hiç de iç açıcı olmadığını söyleyen Bucaklişi, göçle birlikte Laz köylerinin büyük oranda boşaldığını, özellikli kış aylarında kedilerin aç kalmaması için İstanbul’dan mama gönderdiklerini anlattı. Lazona’dan iç göçün en önemli nedeninin sekiz yıllık taşımalı eğitim olduğunu, ailelerin çocukları uzak mesafelere yollamaktansa hep birlikte çarşıya inmeyi tercih ettiklerini söyledi. Çok eski yıllardan beri Lazca üzerine uygulanan bir asimilasyonun olduğunu söyleyen Bucaklişi, ortaokul öğrencisiyken bir arkadaşının ilçede ‘Burada Lazca konuşulmaz, ayıp’ demesine çocuk aklıyla bir anlam veremediğini, ancak kendisinin yine de Lazca konuşmaya devam ettiğini anlattı. Konuyu yanında getirdiği yayınlarla destekleyen Bucaklişi, geçmiş yıllarda yayınlanan farklı kitaplarda Lazca’nın küçümsendiğini örneklerle gösterdi.

 

Lazca gün geçtikçe yok oluyor

Bucaklişi, konuşmasının sonunda: ‘Lazca gün geçtikçe yok oluyor. Çoğu Laz köyünde Lazca konuşulmuyor ve çocuklara Lazca öğretilmiyor. Bakın ben 1990 yılında köyümden ayrıldığımda tüm evler doluydu ve herkes Lazca konuşuyordu. Beş sene sonra gittiğimde çocuklar Lazca anlıyordu ama konuşamıyorlardı. Geçen yıl gittiğimde çocuklara uzaktan Lazca ‘çhe berepe muya ikumt’ diye seslendim, ama anlamadılar. İşte geldiğimiz nokta budur. Siz ayıp saydığınız bir dili çocuklarınıza öğretir misiniz? Çocuklarla Lazca konuşmama hali bir refleks haline geldi. Türkiye’de psikolojik asimilasyon yöntemleri, şehirleşme ve kitle iletişim araçlarının çoğalmasıyla bir dilin yok oluşuna hep birlikte şahit oluyoruz’ dedi.

 

Kafkas dillerinin ortak özelliği ses sayısının fazla olması

Panelin konuşmacılarından Murat Papşu da Kafkasya’da konuşulan diller hakkında ayrıntılı bilgiler ve rakamlar verdi. Kafkas dillerinin genel özelliğinin ses sayısının fazlalığı olduğunu söyleyen Papşu, bu durumun da öğrenmeyi zorlaştırdığını ifade etti. Nüfusla dilin paralel gitmediğini söyleyen Papşu, Türkiye’de 556 Çerkes köyü bulunduğunu, en fazla Çerkes nüfusunun 56 köyle Samsun’da olduğunu, bunu 70 köyle Balıkesir, 61 köyle Düzce, 60 köyle Kayseri ve 57 köyle Tokat’ın takip ettiğini söyledi. Çerkesler’in Türkiye’de tek bir etnisite olarak tanımlandığını, oysa ayrı gruplar olduğunu söyleyen Papşu, orta yaşın altındakilerin dil bilmediğini ekledi. Papşu: ‘Türkiye’de Çerkeslerin nüfusu çok dağınık, ama bir avantaj var. O da Kafkasya’da okulların olması. Karşılıklı iletişim kolaylaştığı için kitaplar geliyor. Gelecekte ne olacağı ise aydınların çabasına ve halkın talebine bağlı’ dedi.

 

Dünya dillerinin yarısı yüz yıl içinde yok olacak

Panelin son konuşmacısı, dilbilim uzmanı Prof. Dr. Sumru Özsoy, UNESCO’nun verilerine göre halen dünyamızda 6 bin 500 dilin konuşulduğunu, önümüzdeki elli ila yüz yıl içerisinde bu dillerin yarısının yok olacağı öngörüsünde bulunduğunu söyledi. Konuşmasında dil ölümü nedir, dilin sonu nasıl gelir sorularının cevaplarını veren Prof. Özsoy, ‘Bir kişi sabahleyin uyanıp da aile bireylerine günaydın, nasılsın, rahat uyudun mu şeklinde en basit şeyleri dahi soramadığı zaman o dilin ölümü gerçekleşmiş demektir. Örneğin Ubıhça konuşan son kişi olan Tevfik Esenç, 12 Ekim 1992’de öldü. Oğlu konuşabiliyor ama konuşacağım ikinci bir kimse yok diyor. Başka bir örnek: Hindistan’da Bo dilini konuşan son kişi geçenlerde öldü.’ Bir dilin yaşaması için bir kuşağın kendinden sonra gelen kuşağa dili aktarmasının kaçınılmaz olduğunu ifade eden Özsoy, ‘Dünyada 200’e yakın devlet var. Buna karşılık 6 bin 500 dil var. Demek ki bir devletin içinde birden fazla dil var. İki yüzden fazla dil konuşulan ülkeler var. Mesela Yeni Gine’de 85, Endonezya’da 670, Nijerya’da 410, Hindistan’da 380, Avustralya’da 250, Meksika’da 240, Brezilya’da 210 dil konuşuluyor.’ dedi.   

 

Çocuklarda 9-12 yaş arasında dil edinim süreci duruyor

Çocuğun eğitim düzeyine gelinceye kadar herhangi bir dili ana dili olarak alması durumunda bunun kendisinde kalacağını söyleyen Prof. Özsoy, ‘Bu edim süreci 9-12 yaş arasında duruyor. Bu yaşa kadar bir çocuğa kaç dili eşit koşullarda verebilirsek çocuk o kadar dilli oluyor. Eğer altı dili aynı anda verebiliyorsak çocuk altı dilli olarak büyüyor. Bu konuda anne-babaların tutumu çok önemli. Dili öğretmek için çocuklarla sadece büyüklerin bildiği bir oyun oynamak gerekiyor. Lazca’yı ana-babadan hangisi biliyorsa o, çocukla sadece Lazca konuşacak ve çocuktan da Lazca karşılık vermesini isteyecek. Türkçe konuştuğunda ne söylediğini anlamıyorum diyeceksiniz. Bir tek cümle kaçırırsanız golü yediniz demektir. Orada tehlike başlar. En doğal ortam çift dillilik.’ dedi.

 

Anadilin yaşatılmasında edebiyat önemli faktör

Çocuğun dili öğrenmesinden sonra bu dilin toplum içinde işlevselliğinin devam etmesinin de önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sumru Özsoy, ‘Hem dili konuşan toplum hem de o toplumun dahil olduğu büyük toplum içinde televizyonların, iletişim araçları ve yayın organlarının da iki dilli olması önemli. O dillerde edebiyat ürünleri, şiir, roman, tiyatro yapılması dilin ölümünü yavaşlatacak veya geriye döndürecektir. İbranice buna en iyi örnektir. İbranice, çok kısıtlı bir alanda (din) kullanılırken işlevselliğini genişletmiş ve geriye dönmüş bir dildir. Lazca ve Çerkesçe için vahim olan durum genç kuşakların öğrenmesinin azalmasıdır.’ dedi.  

Panelde yapılan konuşmaların ardından soru-cevap kısmına geçildi. Uzmanlar, ikinci bölümde dinleyicilerden gelen soruları cevaplandırdı.

kaynak :Laz Kültür Derneği

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 23 Şubat 2010, 15:24
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner74

banner73